17 Nisan 2012 Salı

YONITICİ Ahmet Amcaya Sevgilerle... :)


Vizelerim yüzünden uzun zamandır bir şeyler yazamadım. Haa bu cümleyi tüm iki haftamı kendimi yırtıp vizelere çalıştım olarak anlamasın kimse: çalışmadım:D

Her neyse söylemek istediğim, ricada bulunacağım bir kaç şey var. Onları söyleyeyim hemen.

  • “Bugün önümde oturan sedefli, yanar döner ojeli teyze: etrafta pala remzi gibi dolaşmasan da eline o ojeyi süreceğine bıyıklarını alsan? Vatana millete de iyilik etmiş olursun hem”


  • “Sevgili Model Tasarım hocam, toplantım var diye girmediğin o derslerin hepsinde diğer bölüm hocalarıyla odanda altın günü yapıp da asistanını başımıza yollamasan. Biz de ders bittiği halde son kontroller için seni bir buçuk saat beklemesek!”


  • “Eğrik arkadaşım; seninle sadece arkadaş olarak ilgilendiğimi bir kabul etsen de arkadaş ayağına beni götürmeye çalışmasan. Yüzüğümü takmak, parmaklarımı kütletmek, saçımı gözümün önünden çekmek gibi çeşitli bahanelerle benimle temas kurmasan.Sevgilin değilim lan ben senin!”


  • “Biricik ablacım: (evet yağ çekiyorum) beni mutfakta,salonda, banyoda her gördüğünde sadece kalemimi ortada bıraktığım için ‘Odayı toplaaaa!’ diye bağırmasan”


  • “Okulumuzun kantincisi: O ne depresyon lan? O nasıl bir ruh hali? O nasıl yüz ifadesi? Kafana sıksan da bizde sabahın köründe çay almak için gittiğimiz kantinde senin gudubet yüzünü görmesek”


  • “Sınıf arkadaşım Ceylocum; bana her beddua edeceğinde ‘Lensin düşsün Chlo’ demesen. Bende gözüm her bulanıklaştığında ‘Lan! Ceylonun bedduası tuttu mu ki cidden?!?’ diye panik olmasam”


  • Sevgili ikizimmm(sen kendini anladın :D) ayrı şehirlerde olmasak da ben hep dibinde olsam, bana pasta yapsann:D Ha bi de sarılsam sana ona çok ihtiyacım var J J


  • “Annem, bitaneciğim; artık üniversitede olmama rağmen beni her gördüğünde sırıtıp ‘ödevin yok mu senin?’ demesen”


  • “Babişim; bir yerim ağrısa da/kaşınsa da/ yansa da/ yara da olsa tedavi yöntemini hiç mi hiç değiştirmeden sürekli ‘Kantaron yağı sür,kantaron. Bir numaralı ilaç o. Hadi getir gözümün önünde sür de göriyim’ demesen”


  • “Okulun kapısındaki güvenlik; küçüçük fakültede beni en az 98796433112589635744133 kez gördüğün halde her girişimde öğrenci kartımı görmek istemesen”


  • “Sevgili(!) arkadaşım; dersin ortasında birden bire Saba Tümer’in kardeşi olmasan da çığlık çığlığa kahkaha atmasan. Ben de her seferinde yedi ceddine sövmesem”


  • “Risus eşşoğlusuuuu! (Şunu yapsan,bunu yapsan demeyeceğim sadece adın geçsin istedim:D)”


  • “Fakültemizdeki kaka rengi hırkasını hiç değiştirmeyen kız; Pislik, Çürüdü lan hırka! O hırkayı hiç değilse bi yıkasan da öyle giysen”


  • “ Apartmanımızdaki -YONITICİ- Ahmet amca; binanın girişine her hafta o mal duyurularını asmasan... demiyeceğim.As as, valla gülmemi sağlayan en önemli etmenlerden birisin :D Ama pazar sabahları saat 7 de beni dairenden gelen çekiç-testere vb ürün sesleriyle uyandırmasan. Senin yaşındaki diğer dedeler gibi uslu uslu otursan evinde. Napıyosun anlamıyorum ki yıllardır? Kaçak kat mı çıkıyosun napıyosun yani?




Dipnot: Abimi niye dışladım ki ben? Ondan da bir şey rica etseydim keşke:D

Şimdilik ricalarım bunlar, kendilerine şimdiden teşekkür ederim...

12 Mart 2012 Pazartesi

Hırıltılı Bir Sessizlik: Yaşanılmayası Bir Dönem...




Yeni kesilmiş Justin Bieber vari kahküllerim(!) , depresiflikten yok olmaya yüz tutmuş ruhum, haftanın beş günü topuklular üzerinde kalan zavallı ayaklarım, yaz için alıp da giyemiyorum diye iç geçirdiğim kıyafetlerin kombinleriyle dolu passifloraya muhtaç beynim, bu aralar sinirden köpürdükçe küfürler sıçratan dudaklarım, baskın-acımasız ruh halimden daraldıkça damlalar akıtan gevşek vidalı gözlerim, çok kısa bir süre önce herkesi hayran bırakan elbiseler karalamasına rağmen şimdi zorla iş gören ellerim, insanların iyi hissetmesi için çokça kullandığım ama şimdilerde kendime gelince kan kustuğum kelimelerim, sadece kötüyü duyan negatif kulaklarım, sancısından son bir haftadır her saniyemi işkenceye çeviren midem, narsist olduğu sanıldığı için sıkıntılar çeken oysa ki içine kibritçi kız kaçmış karakterim, yetersiz kültürüm -daha doğrusu- kültürsüzlüğüm , sıradan yaşam tarzım ve okunulası olmamasının yanı sıra okudukça da bitmeyen cümlem eşliğinde başlıyorum bu yazıya...

Ve siz bunu hiç okumayabilirsiniz de. Hatta ilk paragraftaki o ruh hastası çağrışımlı kız repliklerini görünce sayfayı direk terkedip “face-twitter-myspace”(!) veya her ne halt kullanıyorsanız onun başına çökmüş de olabilirsiniz. Umrumda değil. Hayat sizin hayatınız ve istediğiniz gibi yaşarsınız.

En azından ‘istediğiniz gibi’ yaşarsınız....

“Niyetim kimseyi kırmak değil...” le başlayan şeyler filan demeyeceğim. Banane ki! Kırılan kırılsın, üzülen üzülsün, geberen de bir an önce gebersin gitsin hatta.  Bu güne kadar insancıl oldum da ne halt oldu sanki? Kaç kişi benim kendisine davrandığım kadar iyi davrandı bana? Kaç kişi ben onları mutlu etmek için bir taraflarımı yırtarken anlayışlı oldu bana karşı , yanımda oldu? Sakın tutup da kimse bana "Bunlar karşılıklı şeyler mi?" demesin. Eğer insanlardan onlar uğruna sergilediğiniz tutum için bir tebessüm, hiç değilse bir nebze samimiyet, bir nebze ikiyüzlülükten arınmışlık beklemek karşılığını istemek oluyorsa ben karşılığını sonuna kadar isteyen egoistin tekiyim.

Evet çok sıkıldım, bunaldım, bu aralar. Evet, bir zavallı gibi kabuğuma çekildim belki... Belki yalnız kalmak istedim bir süre  ve biraz olsun rahatlamak istediğim için çok üzgünüm...  Okuldan eve dönerken tek başıma yürüdüğüm o kalabalık yolda birden bire durup hıçkıra hıçkıra ağladığım ve sizi o iğneleyici bakışları atmaya zorladığım için çok üzgünüm. İlk kez gerçekten sabrım taşıp da bağırıp çağırıp yanınızdan gittiğim, böyle yaparak da gününüzü ziyan ettiğim için çok üzgünüm.

Ben bencilim. Ben narsistim. Hatta fazlasıyla şımarığım ben.. Sizin gibi her istediğimde tepki vermediğim, her acımı su yüzüne çıkarmadığım, hep dertsiz tasasız göründüğüm için ikiyüzlüyüm. Hatta belki birikip birikip bir anda patlak verdiğim için sinsiyim de. Uzun zamandır gözler önünde olan ruh halimi daha da gözünüze sokup beni anlamanızı sağlayamadığım için –hiç değilse susmanızı beceremediğim için- suçluyum da. Sadece bu kadar kötü hissedip, kendimi kötü hissettiğimde huzurunuzu kaçırdığım için musibetim ben...

 Neden böylesine büyük bir kibirle ‘İnsanım’ diye ortada dolaşıyorsunuz bir kaçınız? Anlayamıyorum! Neden olmadıklarınızı oynuyorsunuz hepiniz? Ya da neden olamadıklarınızın acısını bir başkasından çıkartıyorsunuz? Neden hayat -sadece sizin için- kötü koşulları da olan bir yermiş gibi davranıyorsunuz? Neden sadece siz ağlayabiliyor, siz kızabiliyor ve siz yok sayabiliyorsunuz? Farklı olma çabanız ne? Kimi, neyi bastırıyorsunuz Allah aşkına...  Ben ne bencilim, ne narsistim, ne suçlu, ne sinsi ne de iki yüzlü..

 Ben sadece insanım... Bir çoğunuzun olmayı reddettiği ve kendini daha yüce saydığı için hor gördüğü bir türüm ben. BEN SADECE İNSANIM!

1 Mart 2012 Perşembe

Bla Bla Bla... (Evet Bir Başlık Bulamadım)



Şu an bu posta paso söverek başlamak isterdim ama...

Aslında ‘ama’lık bir şey yok işte, başlamak isterdim de başlamıyorum o kadar.

Baştan söyleyeyim; şu andan itibaren yazdığım her şey kelime israfı yemin ederim...

Tam anlamıyla mal gibi bir hafta geçirdim. Sevgili hocalarımın kaprisleri, “Hepsi yapılacak!” diye dayattıkları ödevler, dikişler, kalıplar, okunması gereken kitaplar, ezberlenmesi gereken notlar,  beyinsiz insan toplulukları....

Hişşş tamam sakin ol,şimdi o elindeki mouse’yi yere bırak ve bu sayfayı terketme... Bunları anlatmıycam rahatla.Tamam?

Peki son bir iki haftadır yaşadığım ve yazmamı bile gerektirmeyecek kadar gereksiz şeyler nelermiş? Bir bakalım:

·         *Abisinin yatağında, yarım saatcik boşluğunda uyuyakalan Chloris ağzı yüzü kaymış vaziyette uyanır. Yatağın içinde ayılmaya çalışırken söylediği ilk şey şu olur: “Üç, üç... (derin bir nefes alır, gerinir) Üç kere iki sekiz etseydi dünya daha farklı bir yer olabilirdi bence..”
*
·        * İçime somurtkan şirin kaçmış vaziyette, mutfakta bulduğum ilk şeyi atıştırırken babam geldi:

 Baba: Moralin niye bozuk senin kızım?
 Chlo: Net bi sebebi yok baba yaa...
 Baba: O zaman brüt sebepleri anlat
 (işte seni bu yüzden seviyorum baba:D)

·        * Geçen bir rüya gördüm. Orada tam bir konuşma yapıyorum ağlamaklı, acı içinde böyle. Zannedersin Hollywood filmlerinden bir sahne. Alarm çalınca rüyanın yarısında uyandım ama yaptığım konuşma beni o kadar etkilemiş ki uyanır uyanmaz telefona kaydetmişim:
“Bana beni çok sevdiğini söyle. Bugüne kadar hep ve en çok beni sevdiğini... Söyle... söyle lütfen. Çünkü bunu duymaya ihtiyacım var. Birinin beni gerçekten sevdiğini bilmeye ihtiyacım var! Ama söyleyince her şeyin bambaşka olacağını düşünme lütfen. Biz diye bir şey yok çünkü. Benim sadece birini kendime gerçekten aşık ettiğimi bilmeye ihtiyacım var. Sana değil...” 
Allah benim bilinç altımın belasını versin yani...

·        * Sürekli nüfus cüzdanımı kaybederim ben (cüzdanda duran şeyi çıkartıp sağda solda bırakmayı nasıl beceriyorsam artık). Bugün yine lazım oldu, deli gibi arıyorum evin içinde söve söve.

Abla: Ya mal! Ne küfredip duruyosun bende ya nüfus cüzdanın!
Chlo: Niye aldın çocuk ya? Sorunlu musun evi tavaf ediyorum senin yüzünden iki saattir!
Abla: Gerizekalı, operaya gittiğimizde bana verdin ya çantana koy diye. Mikroskobik çanta aldığın için yanına, sığdıramadın hatta. Yemin ediyorum gerizekalısın...  
Chlo: Üf, tamam be. (burada siniri yatışmıştır)
Abla: Gerizekalı ya, sahip çık şu nüfus cüzdanına. (gülmeye başlar)Biri alsa götürse, evlenme dairesine başvursa onla, haberin olmaz. Böyle giderse bi gün birinin nikahında olduğunu öğreniceksin. :D :D

·        * Chloris abisiyle odada konuşurken anne birden içeriye girer. Dondurma aşığı olan annenin elinde çamaşır sepeti vardır. Seri hareketlerle kapıyı kapatır, çamaşır sepetindeki çamaşırları yatağın üzerine yığar ve sepetin en altına sakladığı(!) dondurmayla kaşıkları gösterir:
Anne: Hadi kimse görmeden yiyelim!
(dondurmayı biz almış olmasaydık bize de göstermezdi valla o derece dondurma hastası bir annem var :D)

Dipnot: Bu arada erkek arkadaşı ablama evlenme teklifi edecek . Organizasyonu, fikir aşamasını ben üstlendim(evet evet, müstakbel enişteme yalnızca diz çöküp yüzüğü takma kısmı kalacak. Ha tabi bir de yüklü fatura...) ve sadece 17 günüm kaldı. Çok heyecanlıyım ama bi görseniz. Sanki bana edecekler teklifi :D Doğru düzgün bir şey olsun diye kendimi yırtıyorum valla. İşte bunu da bi paylaşayım istedim :D

Hala buradaysan sana sesleniyorum: Evet artık o mouseyi yerden alıp bu gereksiz bilgilerden çok uzağa gidebilirsin çünkü şimdi abimin yanına gitmem ve uyuyana kadar “Family Guy” izlemem lazım.
Run Joey Run...

9 Şubat 2012 Perşembe

Koreli Birini Bulup Bundan Bi Tane De Ben Yapıcam :D


Beni iyi tanıyan herkes bilir: Koreli erkeklere devasa bi düşkünlüğüm/hayranlığım vardır. Aslında sadece Korelilere denilemez, çekik gözlü milletlerin hepsini  -oha ne kadar aç gözlüyüm-  kapsıyor bu durum:D Ama Korelilere ayrı bir ilgim oldu hep:D  

Ne güzel bir millet onlar öyleee:D Alın işte, onları sevmek için pek çok nedenim var:
*Bir kere %99,5’inin yüzünde gamzesi var.
*İstisnalar hariç gülünce ortaya muazzam şirinlikte/yakışıklılıkta bir görüntü çıkartıyorlar:D
*Genelinin gerçekten güzel yüz hatları var.
*Bir de üstüne tarzları iyi oluyor bir çoğunun, artık ne hikmetse:D
*Saç kesimleri,fönleri vs de bir ayrı güzel.
*Henüz sebebini anlamasam da jest, mimikleriyle etkiliyorlar en çokta bence:D
*Yakın kültürlere de sahibiz üstelik; saygıya göre hitaplar, evde ayakkabı kullanmamak vb gibi küçük ayrıntılar :D

 E şimdi gel de sevme sen bunları!! :D Ben boşuna herkese “Koreli olsun, benim olsun.” demiyorum :D

Bir de melezleri var kiiii ... sorma gitsin. Tadından yenmez :P Hah! İşte tam burda başlığın sakladığı mesajı verebilirim :D Aşağıda gördüğünüz bu fevkalade şeyin annesi Koreli, babası ise Amerikan... Kısacası: bir melez!

Sonuç: Bi Koreli bulup, evlenip bundan bi tane de ben yapıcam :D Sonra da saklıycam kenara köşeye ki kimse görmesin :D -Oğlum olsa ben bunu evlendiremem lan kıskançlıktan! :P- (Oha! O ne sapkın bi düşünce Chloris! Cık cık cık....) :D

Şimdi ikinci bir sonuç olarak bu adam bir melezse ve ben bir Koreliyle evleneceksem buradan yetkililere seslenmek istiyorum: “ Bana şu resimdekilerden birer adet daha bulun! Nolur hı? (burda elimde şapkam, çizmeli kedi bakışı atıyorum:D) Ben arasından birini seçerim sonra. Siz hele bi bulup getirin de...” :D

*Hyun Bin*

*Jo Hyun Jae*

*Se7en*

*Bae Soo Bin*


(şu an kocaman bir iç çektim :D) Son olarak da Harry var. Gerçi kendisi Koreli değil. Aslen Çinli. Ama gözleri çekik mi? Çekik. Uzak Doğu'nun herhangi bir yerinden mi? Evet... O Zaman sorun yok :D İşteeeee.....

*Harry Shum Jr*

Velhasıl arayıştayım, bir gün böylelerini bulucam umudum tükenmedi :D

Dipnot: Bu milletin kızları da bir ayrı güzel :D İşte size kanıtı:

Eğer uslu bir çocuk olursak, bir gün hepimiz Korelilerle evlenebiliriz :D
La la la lallallaaaa la la lallallaaaa..... :D

8 Şubat 2012 Çarşamba

Sevgili Sevgililer Günü: Gereksizin Dibisin!



Şubat ayını hiç sevmiyorum... Neden mi?

Etrafta elinde hediye paketleriyle dolaşan insanlar, cafeleri/ sinema salonlarını/ sokakları istila etmiş sevgililer, erkek kız- herkesin elinde bir çiçek... Hepsini toplarsak: Sevgililer Günü (ki lanet girsin çıksın bu günü icat edene)

Hayır anlamıyorum yani nedir o günü özel kılan? Bi o gün sevgilisin sanki teallam yaaa... Şimdi ‘Kapitalizimin oyuncakları bunlar!’ diye girerdim lafa ama farklı planlarım var :D

Öncelikle erkeklere sesleniyorum: “Lütfen, size yalvarıyorum sevgilinize bu pek özel(?) günde vermek üzere kocaman bir pelüş ayı almayın. Hadi diyelim ki aldınız -ki bir şey demeye hakkım yok seveni var sevmeyeni var ne diyim- ama daha büyük bir hataya düşüpte o devasa ayıyı paketletip toplum içinde buluşmayın... Kargoyla yollatın filan, bir çözüm bulun ama kollarınızda taşıdığınız kocaman paketle buluşmak üzere sözleştiğiniz yerde sevgilinizi beklemeyin, ne olur... O ne çirkin bir görüntüdür anlatamam... Böyle bende “Ay yavruuum, parası varmış da nereye harcıycağını bilememiş.” izlenimi oluşturuyor o kare. Daha anlamlı milyonlarca şey varken peluş ayı neden? Özel bir şey de değil ki, ‘ayı’ lan bildiğin! Anca yer istilası, yatağının üstüne koyar, gelene gidene de “ Mehmet de işte bu kocaman ayıyı almış bana. Canım yaaa nasıl seviyo baksanaaa.” filan dersin...

Bi de her gittiğin ortamda en az 6-7 çifte rastlamak vardır ki o apayrı bir mevzu.. Bir keresinde hataya düştüm, nasıl ettim bilmiyorum ama arkadaşla sinemaya gittim o gün. Allah o gün beni sinemaya gitmeye iten sebeplerin belasını versin o derece yani :S

Deste deste güller var tabi bir de... Ya da sadece “Lan bugün de 14 şubat bari bi çiçek aliyim de ayı demesin kız” diyenler var. Tek karanfil alanı bile gördüm ben bir 14 şubatta yemin ederim. Sırf elimde çiçek olsun diye almış öküz. Tek karanfil ne lan? Alma yaa, hiç alma mecburiyetin mi var çiçek almaya, buluşuyorsun zaten şart mı illa çiçeği de?

Ha bu söylediklerim tek başına düşünülürse kendi çapında hoş şeyler tabi: “Sevgilim hediye –çiçek almış/Aaa bak sürpriz yapmış ne güzel, canım benim...” filan da bunları sadece o gün 14 şubat diye yapmak çok samimiyetsiz geliyor bana ne bileyim...

Hiç kutlamadım o günü, kutlamam da... Zaten o gün için ‘kutlamak’ kelimesini kullanmak da bir garip geliyor. Neyi kutluyorsun ki yani? “Anaa, sevgilim var lan benim hehe yaşasın bunu buluşup bi kutlayalım bugün” filan(?)...

Her neyse uzun lafı kısası Sevgililer Günü denen o mendebur günü bünyesinde barındırdığı için Şubat ayıyla pek aram yok... Ha bu arada Sevgili(!) 14 Şubat: seni birazcık bile olsa sevmemin tek sebebi pastane raflarını süsleyen kalpli kalpli pastalar, leziz cupcakeler o kadar :D


Dipnot: Bu arada şimdi okuyupta bambaşka düşünen çıkabilir ama bu benim, bu günle alakalı şahsi görüşümdür. Anlattıklarımla alakalı istisnalar da olabilir, kişinin yaptığını özel kılan ekstra sebepler... Ama geneli konuşursak durum budur darılmaca gücenmece olmasın :D

Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun (!!!)  >;)